Belçika Krallığı’nın Türkiye Cumhuriyeti Büyükelçisi Hendrik Van de Velde ile röportaj

Merve Erdoğan

Merve Erdoğan

Gastronomi Dergisi Genel Yayın Yönetmeni

Yazar: Merve Erdoğan
Yayın Tarihi: 29.09.2026 16:25:13
4 dakika

Belçika Krallığı'nın Türkiye Cumhuriyeti Büyükelçisi Hendrik Van de Velde, Türkiye'deki diplomatik görevini yalnızca iki ülke arasındaki ilişkileri güçlendirmekle sınırlı görmüyor; aynı zamanda Türkiye'nin zengin mutfak kültürünü, misafirperverliğini ve kültürel çeşitliliğini yakından deneyimlemeye önem veriyor. Türkiye'ye ailesiyle birlikte kara yoluyla yaptığı yolculuktan Türk mutfağına duyduğu hayranlığa, Belçika ile Türkiye arasındaki gastronomi iş birliklerinden kültür-sanata uzanan sohbetimizde Büyükelçi Van de Velde, iki ülke arasında sofraların kurduğu güçlü bağa dikkat çekiyor.

Reklam

Türkiye'ye geliş yolculuğunuzdan bahseder misiniz?
Türkiye yolculuğumuz oldukça sıra dışı ama unutulmaz bir şekilde başladı. Ailemle birlikte Belçika'dan Türkiye'ye kadar arabayla gelmeye karar verdik. Bu rotayı özellikle seçtik çünkü kısa süre sonra evimiz olacak bu ülkeyi en başından itibaren keşfetmek istiyorduk. İlk durağımız Çanakkale oldu. Tarihi, büyüleyici manzaraları ve kendine özgü atmosferiyle bizi derinden etkiledi. Ardından Anadolu'nun kalbinden geçerek Ankara'ya ulaştık. Yol boyunca birbirinden güzel doğal güzelliklerle, sıcak misafirperverlikle ve Türkiye'yi bu kadar etkileyici kılan kültürel çeşitlilikle tanıştık.
Geriye dönüp baktığımda, bu yolculuğun Türkiye'yi yalnızca diplomatik görev yapacağımız bir ülke olarak değil, keşfedilecek, takdir edilecek ve gerçekten anlaşılacak bir ülke olarak görmemizi sağladığına inanıyorum.

Türkiye'ye ilk geldiğinizde Türk mutfak kültürü hakkındaki düşünceleriniz nelerdi? Şimdi neler düşünüyorsunuz?
Türkiye'ye gelmeden önce de Türk mutfağının dünyanın en köklü ve en önemli mutfaklarından biri olduğunu biliyordum. Ancak burada yaşamak bana bunun yalnızca birbirinden lezzetli yemeklerden ibaret olmadığını gösterdi. Her bölgenin kendine özgü malzemeleri, tarifleri ve mutfak gelenekleri var. Hatta aynı yemeğin bile bulunduğunuz bölgeye göre farklı yorumlarıyla karşılaşabiliyorsunuz. Bu olağanüstü çeşitlilik beni hâlâ etkilemeye devam ediyor.
Beni en çok etkileyen ise Türkiye'de sofranın yalnızca yemek yenilen bir yer olmaması. Sofra; ailelerin bir araya geldiği, dostlukların güçlendiği ve misafirperverliğin en güzel şekilde ifade edildiği bir buluşma noktası. Bu paylaşım kültürünün Türk mutfağının en güçlü yönlerinden biri olduğuna inanıyorum.

Türk ve Belçika mutfağının benzer ve farklı yönleri sizce neler?
İlk bakışta Belçika ve Türk mutfakları oldukça farklı görünebilir. Ancak aslında birçok ortak değeri paylaşıyorlar. Her iki mutfakta da kaliteli malzemeye, mevsimsel ürünlere ve aile ile dostların aynı sofrada buluşmasının verdiği mutluluğa büyük önem veriliyor. Belçika mutfağı, özenle seçilmiş malzemelerin doğal lezzetini sade ama özenli pişirme teknikleriyle ön plana çıkarırken, Türk mutfağı zengin baharat kullanımı, mezeleri ve bölgesel çeşitliliğiyle öne çıkıyor. İlginç bir benzerlik ise Belçika'nın geleneksel yemeklerinden waterzooi ile Türk tavuk çorbası arasında görülebilir. Her ikisi de benzer malzemelerle ve benzer kıvamda hazırlanıyor. Yalnızca soslarında farklılıklar bulunuyor. Ancak ikisi de bana evi ve aile sıcaklığını hatırlatan, besleyici ve huzur veren yemekler.

Türk mutfağında sizi en çok etkileyen yemek hangisi oldu? 
Türk mutfağı o kadar zengin ki tek bir yemek seçmek gerçekten zor. Bununla birlikte Adana kebabı kesinlikle favorilerim arasında yer alıyor. Etin kalitesi, baharatların mükemmel dengesi ve hazırlanışındaki ustalık gerçekten etkileyici. Bir diğer favorim ise menemen. Artık ailemizin pazar sabahı kahvaltılarının vazgeçilmezlerinden biri hâline geldi. Son dönemde ise kendi küçük keşfim olan levrekli simit de favorilerim arasına katıldı.

Belçika mutfağı Türkiye'de yeterince tanınıyor mu? Aynı şekilde Türk mutfağı Belçika'da tercih ediliyor mu?
Belçika denildiğinde insanların aklına genellikle çikolata, waffle ve bira geliyor. Bunlar elbette ülkemizin en bilinen gastronomik simgeleri. Ancak Belçika mutfağı bundan çok daha fazlasını sunuyor. Bölgesel lezzetleri, deniz ürünleri, geleneksel ev yemekleri ve kaliteli yerel ürünleriyle oldukça zengin bir mutfak kültürüne sahip. Bu nedenle Büyükelçilik olarak son yıllarda Belçika Gastronomi Günleri düzenliyoruz. Hedefimiz, bu etkinliği geleneksel hâle getirmek ve zamanla şehrin kültürel takviminde Belçika Gastronomi Haftası olarak yer almasını sağlamak. Bu etkinlikler yalnızca Belçika mutfağını tanıtmakla sınırlı değil. Aynı zamanda Belçikalı ve Türk şefleri, üreticileri, gastronomi profesyonellerini ve yemek tutkunlarını bir araya getirerek fikir alışverişine ve kültürel etkileşime zemin hazırlıyor.

Türk mutfağı ise Belçika'da zaten oldukça seviliyor. Özellikle Belçika'daki Türk toplumunun katkıları sayesinde kebap, lahmacun, pide ve baklava günlük yaşamın doğal bir parçası hâline geldi. Hatta memleketim Gent'teki en sevdiğim restoranlardan biri bir Türk restoranı.

Belçika ve Türkiye arasındaki gastronomi, turizm ve kültür-sanat alanında hangi iş birlikleri var? Gelecekte hangi projeler söz konusu?
Belçika ile Türkiye arasında yalnızca ticaret ve yatırım alanlarında değil kültür, turizm ve gastronomi alanlarında da son derece güçlü bir iş birliği bulunuyor. Bu yıl gerçekleştirilen Belçika Ekonomik Misyonu sırasında gıda ve tarım sektöründe yeni ortaklıkların oluştuğunu görmek, gelecekteki iş birlikleri açısından büyük umut verdi. Büyükelçilik olarak gastronomiyi kültürel diplomasinin önemli bir unsuru olarak görüyoruz. Gastronomi etkinliklerinin yanı sıra konserler, sergiler, kültür festivalleri ve iki ülkenin sanatçılarını, yaratıcı sektörlerini ve genç profesyonellerini buluşturan projeleri destekliyoruz. Önümüzdeki dönemde sürdürülebilir gastronomi, yerel ürünlerin tanıtımı, genç şef değişim programları ve daha kapsamlı kültürel projeler gibi alanlarda iş birliğimizi daha da geliştirmeyi hedefliyoruz.

Türk sanatçılardan hangilerini seviyorsunuz? İstanbul'da hangi kültür-sanat etkinliklerini takip ediyorsunuz?
Türkiye son derece canlı ve dinamik bir kültür-sanat hayatına sahip. Müzik dinlemeyi çok seviyorum ve son dönemde Nikbinler grubunu büyük bir ilgiyle takip ediyorum. Özellikle Eylülzede adlı eserleri, Türkiye boyunca yaptığım sayısız yolculuğun adeta fon müziği hâline geldi. Temmuz ayında Ankara'da düzenlediğimiz Belçika Milli Günü resepsiyonunda da özel konuğumuz olarak sahne aldılar. Ayrıca Anadolu müziğinin çağdaş yorumlarını ve geleneksel ezgileri saygılı bir yaklaşımla yeniden yorumlayan yapay zekâ destekli müzik projelerini de ilgiyle takip ediyorum. Fırsat buldukça Ankara ve İstanbul'daki konserlere, sergilere, tiyatro gösterilerine ve bienallere katılmaya çalışıyorum. İstanbul'u Avrupa'nın en dinamik kültür başkentlerinden biri olarak görüyorum.



Yorumlar (0)