Nadas Fırın, Anadolu’nun kadim buğdaylarını yaşatma ve sürdürülebilir tarım modelini güçlendirme hedefiyle önemli bir adım attı. 90 dekarlık kendi arazisinde yaklaşık 25 tona ulaşan rekolteyle Akkunduz, Siyez ve Kızılca buğdaylarını yetiştiren marka, sürdürülebilir tarım vizyonunu somut bir üretim modeliyle hayata geçirdi.
Pesticide Action Network Europe adlı sivil toplum kuruluşunun 2025 yılında Avrupa’da tahıl ürünleri üzerinde gerçekleştirdiği bir çalışmada, trifluoroasetik asit (TFA) kimyasalının incelenen tahıl örneklerinin yüzde 81,5’inde tespit edildiği raporlandı. 4 Aralık 2025’te yayımlanan çalışma, gıda üretiminde kimyasal kalıntılar ve çevresel kirleticiler konusunun önemini bir kez daha gündeme taşıdı. Bu bulgular, temel besin kaynaklarımızın üretiminde toprak sağlığının, temiz üretim uygulamalarının ve gıda güvenliğinin birlikte ele alınması gerektiğini ortaya koyuyor.
Nadas, bu bilimsel ve tarihsel gerçeklerden hareketle Anadolu’nun kadim buğdaylarını yaşatmanın yanı sıra, kimyasal girdilerden uzak bir üretim anlayışını da benimsiyor. Marka, bu yıl kendi arazisinde yetiştirdiği buğdayların ilk hasadını gerçekleştirdi. Kaz Dağları’nın iklimi ve toprak koşullarında, sentetik pestisit ve kimyasal gübre kullanılmadan yetiştirilen buğdaylar, geleneksel öğütme yöntemleriyle una dönüştürülerek geleneksel ekmek üretiminde değerlendirilecek.
Göbeklitepe’den İda’ya uzanan 12 bin yıllık yolculuk
Anadolu’nun tarım tarihine ışık tutan Göbeklitepe ve çevresindeki arkeolojik bulgular, insanlığın yerleşik yaşama ve üretim kültürüne geçişini anlamak açısından büyük önem taşıyor. Siyez buğdayı da Anadolu’nun kadim tarım mirasıyla özdeşleşen türlerden biri olarak bu tarihsel yolculukta özel bir yere sahip.
Nadas Fırın, bu bilgi ve vizyondan hareketle Kaz Dağları yöresinin Kızılca ve Akkunduz atalık tohumlarının yanı sıra siyez buğdayını da yeniden toprakla buluşturuyor. Geleneksel yöntemlerle ekmeğe dönüştürülen bu buğdaylar, Göbeklitepe’den İda’ya uzanan binlerce yıllık tarım kültürünün günümüzde de yaşatılmasına katkı sunuyor.
Böylece Nadas, kadim tohumların korunmasını, gelecek kuşaklara aktarılmasını ve kimyasal girdilerin azaltıldığı sürdürülebilir tarım anlayışının yaygınlaşmasını kurumsal vizyonunun temel bir parçası olarak benimsiyor. Her bir ekmek, yalnızca sofralara ulaşan bir ürün değil; aynı zamanda Anadolu’nun tarım hafızasını geleceğe taşıyan bir emeğin ve sorumluluğun da temsilcisi oluyor.
İki ekmek, iki coğrafya: Yeşilyurt ve Bayramiç
Nadas Fırın, toprağın hafızasını iki özgün ekmek reçetesiyle sofralara taşıyor. Kaz Dağları ve Ayvacık yöresinin buğday kültüründen ilham alan Yeşilyurt Akkunduz Köy Ekmeği, atalık Akkunduz buğdayını; Bayramiç Kızılca Köy Ekmeği ise Kızılca buğdayını odağına alıyor. Doğal ekşi mayayla hazırlanan bu iki özel reçete, yalnızca farklı buğdayları değil, ait oldukları coğrafyanın tarımsal mirasını da yaşatıyor. Nadas Fırın, böylece yerel üretimi, kadim tohumları ve tarladan sofraya uzanan sürdürülebilirlik anlayışını her somunda buluşturuyor.
Nadas Fırın danışman şefi Yusuf Özgür İntepe, üretim anlayışlarını şu sözlerle anlatıyor:
“Geleneksel, lezzetli ve sağlıklı olanı yaşatmak ve sofralara ulaştırmak, bizim olmazsa olmazımız. Nadas markası olarak, ilaçsız, pestisitsiz, sağlıklı ve geleneksel ekmek üretimini sürdürülebilir tarım modeliyle yaşatıyoruz. Kaz Dağları’nın doğallığı ve bereketinden aldığımız ilhamla, geçmişin bilgeliklerini her yıl büyüyen bir ölçekle geleceğe taşıyoruz.”
Dünya Ekmek Günü’nde geleceğe taşınan miras
Dünya Ekmek Günü, ekmeğin değerini yalnızca üretimden sofraya uzanan yolculuğuyla değil, o yolculuğun başladığı toprağa duyulan sorumlulukla da düşünmek için bir fırsat sunuyor. Nadas Fırın’ın kadim buğdayları kendi topraklarında yetiştirme girişimi, bu sorumluluğun somut bir örneğini oluşturuyor.
Çünkü sürdürülebilir bir ekmek kültürü, yalnızca bugünün ihtiyacını karşılamakla sınırlı değil; tohum çeşitliliğini korumayı, toprağın verimliliğini gözetmeyi ve üretim bilgisini gelecek kuşaklara aktarmayı da gerektiriyor.
Nadas Fırın, Göbeklitepe’den İda’ya uzanan bu yolculukta, geçmişin buğdaylarını bugünün sofralarına taşıyarak geleceğin tarım kültürüne yatırım yapıyor. Dünya Ekmek Günü’nde verdiği mesaj ise yalın: Ekmeğin geleceği, toprağın geleceğinden ayrı düşünülemez.